yin olmak üzerine
- hazal
- 2 Haz
- 2 dakikada okunur
Hayatta pek çok şeyin teki olabiliriz, ama birbirini kusursuz tamamlayan bir şeyin sadece bir parçası olmak mümkün mü?
Bunu ilk duyduğumda ilkel bir şekilde içimde bir parça iyilik olsa da üstüne binmiş bir ton kötülük olduğunu düşündüm. Bu yıkıcıydı çünkü sadece insanın kendisi benliğine kötü biri olduğunu söyleyebilir, bu dışarıdan duymak isteyeceğiniz türde bir şey değil. Her gün üzerime seçtiğim kıyafetlerin hepsinin kötü olduğu, içimdeki iyiliğinse hiçbir şey giymediğimde çıktığını düşündüm. Tam tersini de düşündüm elbet, bu beni kıyafetlerimin bazılarının iyi olabileceğine ama özümün kötü olduğuna itti. Ya gerçekten özüm kötüyse?
Kötü olduğumu düşünerek gerçekten uzun zaman geçirdim, bu cümleyi duymadan önce de.
Her zaman kendi içimde bir mahkeme vardı ve bunun tüm pozisyonlarına kendimi atamış olmak belki de en büyük sorunumdu, hepsini aynı anda iyi şekilde yürütemezsiniz sonuçta. Döngüde bir aksaklık olduğunda bu tüm salonun yıkılmasına sebep oluyordu. Sonuncu mahkememi de o salonun yıkılması gerektiği üzerine kurmuştum, sonrasında her şey çok daha kolay işledi. Yıktığım salon bana hayattaki diğer yarımlar hakkında düşündürdü. Ve düşündüğüm buysa eğer ben yin isem karşımdaki de yang olmalıydı. Doğanın işleyişi bu değil miydi zaten?
Ve tekrar ilkel bir şekilde karşımdaki çoğunlukla iyi ve çok azıcık da içinde kötülük olan biriydi. Benden çok daha öndeydi çünkü ayıp olanı saklayıp üzerini örtebilmişti ama ben bu konuda başarısız olmuştum. Benim ondan ne farkım vardı? Dışıma ördüğüm duvarlar neden iyiliğimi saklıyordu ve neden onun gibi kötülüğümü saklamayı becerememiştim? Bu beni yetersiz biri yapıyordu. Son iki yılım zaten bu hisle savaşarak geçmişti, tekrar başka bir konuda yetersiz olmayı kabullenemezdim.
Bu da beni kabullenme ve çalıştırma aşamasına ilerletti. Onun söylediğini anladığım biçim doğruydu, ben böyle biriydim ve buna yapılabilecek bir şey yoktu. Bağnazlık yaparak bununla hayatıma devam etmeye karar verdim. Bu yaşıma kadar bilmeden böyle gelmiştim sonuçta, bundan sonrasında da bunun bilincinde yaşayabilirdim. Şuan baktığımda kabul etmek gerekirse bu aşama bugüne kadar giydiğim tüm o kıyafetlerin en kötüsüydü çünkü üzerime bir gün bile aitmiş gibi hissetmedim. Ve ait olmak benim hayatımın tek amacıydı.
Bu yüzden durumu oturup başka bir şekilde anlamaya çalıştım, onun bunu söyleyiş bağlamını, şeklini ve cümlesini belki de kafamda yüzlerce kez döndürdüm. Sonundaysa
hala anlamadığım bir şey olduğunu fark ettim. Yin olmak ne demekti?
Elbette benim aciz ön yargımdan fazlasıydı, her kutup birbirine karşın ve içkindi. Ve onun dediği gibi sadece bir tanesi olamazdım, birlikte sembolün bütünü değildik. İkimiz de o semboldük, dolayısıyla ben de. Bazen daha fazla bazen daha azdı fakat ikisi de bendim, ve gördüğüm küçük noktalar kötülük ve iyilik kavramlarından oluşmuyordu. Evrendeki her davranış, his ve düşünceydi. Ördüğüm duvarlar bazen kötülüğümü bazense iyiliğimi gizliyordu. Hiçbir şeyse benim sandığım kadar dengesiz değildi aksine öyle görünüyorken bile kendi içinde bir dengeye sahipti. Bunların hepsi onun ve benim düşüncemin çok üzerindeydi.
Hayatta pek çok şey olabiliriz, hiçbir şey olmak da buna dahil. Her sabah uyandığımızda kendi payımızı farklı bir şekilde dağıtmış olabiliriz zor olan kısmıysa birine saplanıp bunu payda haline getirmemek. Her gün hakkınızda başka bir şey duyabilirsiniz, hala kulağınız da çınlayabilir ama başkalarının dünyasında olduğu gibi kendi dünyanızda da hangi klasikleşmiş karakteri oynayacağınızı kestiremiyorsunuz. Söylenen her şeyi kendine adamak sanırsam bir yolculuğun en kötü noktası. İlla bir bütünün yarısı olmak zorunda olmadığımı fark etmek benim için büyük bir şeydi. Bir şeyin bütünü de olabilirsiniz, bazen hiçbir parçası olamayacağınız gibi. Bu yüzden artık bana yakıştırılan kıyafetleri ben pek de beğenmiyorum, genellikle giymiyorum da.


Yorumlar